Sabrın azaldığı, öfkenin birleştiği yeni zamanlar
Son yıllarda hayatın akışında belirgin bir değişiklik var. İnsanların yüzlerindeki ifade, davranış biçimleri, günlük hayata yaklaşımı eskisi gibi değil.
Gerek sokakta yürürken, gerek toplu taşıma kullanırken, gerek basit bir alışveriş sırasında bile hissedilen bir gerginlik var. Sanki herkesin sabrı aynı anda tükenmeye başlamış gibi. Bir olay yaşanmadan önce bile gerilimi hissediyorsunuz. Öfke daha hızlı yükseliyor, tepkiler daha sert veriliyor, tahammül eşiği neredeyse yok denecek kadar azalmış durumda.
Bu durumun tek bir nedeni yok. Ekonomik şartlar, hayat pahalılığı, belirsizlikler, yoğun gündem, iş yükü, aile içi sorumluluklar, şehirlerin yorucu yapısı… Hangisini saysak? Hepsi bir araya geldiğinde toplumun genel ruh hâli ağırlaşıyor. İnsanlar iç dünyalarında biriken yükü artık saklayamıyor. En küçük aksaklık, gün boyu biriktirdikleri gerginliğin dışarı taşmasına sebep oluyor. Bu yüzden trafikte en ufak bir hataya büyük tepkiler veriliyor. Market kasasında sıra yavaş ilerlediğinde yüzler asılıyor. Kargo kapıya beş dakika geç gelse yüksek sesli şikâyetler yapılıyor. Sosyal medyada insanlar birbirine daha kolay saldırıyor. Kimse kimseye tahammül etmek istemiyor. Çünkü herkes kendi içinde başka bir mücadele veriyor ve kimsenin başka bir sorunla uğraşacak gücü kalmamış gibi. Aslında çoğumuz biliyoruz ki bu öfkenin çoğu karşıdaki kişiye değil; hayatın genel ağırlığına duyulan bir tepki. İnsanlar mevcut şartlarla başa çıkamadıkları için duygularını yanlış adrese yönlendiriyor. Yük fazla olunca en yakın noktaya boşaltılıyor. Oysa karşımızdaki de bizden çok farklı değil. Aynı pahalılıktan şikâyet ediyor, aynı sorunları yaşıyor, aynı stres ortamında bulunuyor. Toplumun genelinde biriken bu sabırsızlık hâli bir süre sonra iletişimi de bozuyor. İnsanlar birbirini dinlemiyor, anlamaya çalışmıyor, sadece tepki veriyor. Bir konuşmanın içinden çözüm çıkması gerekirken, öfke çıkıyor. Sohbet olması gereken yerde tartışma, tartışma olması gereken yerde kırgınlık oluşuyor. Bu dönemlerin en sıkıntılı yanı, öfkenin bulaşıcı olması. Bir kişinin siniri diğerine geçiyor, bir mekânda yaşanan gerginlik oradaki herkesin ruh hâlini etkiliyor. Bir toplu taşıma aracında biri bağırdığında herkes huzursuz oluyor. Bir markette biri tartıştığında ortamda gözle görülür bir kasılma yaşanıyor. Yani tek bir kişinin sabırsızlığı onlarca kişiye yansıyabiliyor. Bu yüzden belki de çözüm yine en basit olanda: durmak, nefes almak, sakinleşmek, acele etmemek. Şu anda kimsenin hayatı bir dakikalık gecikmeyle değişmiyor ama bir dakikalık öfke birçok şeyi bozabiliyor. Birkaç saniyelik nefes, bir tartışmayı bitirecek kadar etkili olabiliyor. Bu yüzden, bazen geri durmak bile birçok sorunu çözebiliyor. Toplum olarak zor bir dönemden geçiyoruz ve bu durum insanların ruhuna ister istemez yansıyor. Ancak bu dönemi daha da zorlaştıran şey, birbirimize karşı kaybettiğimiz anlayış. Çünkü her birimiz benzer ağırlıklar taşıyoruz.
Hepimizin kaygıları var, hepimizin yorgunlukları var, hepimizin sabır eşiği incelmiş durumda. Bu nedenle öfkeyle değil, biraz daha sakinlikle yaklaşmak belki bu zamanları daha kolay atlatmamızı sağlayabilir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.