Şiddetin çizgiyi aştığı yer
Şiddetin başladığı yer bellidir ama çizgiyi aştığı an çoğu zaman fark edilmez. Çünkü şiddet her zaman bağırarak gelmez. Bazen bir bakışta, bazen bir sözde, bazen de “hak etti” denilen bir cümlenin arkasına saklanarak ilerler.
Asıl tehlike de tam burada başlar: Şiddetin gerekçelendirilmesiyle. Bugün pek çok olayda ilk refleksimiz durup düşünmek değil, taraf seçmek oluyor. Oysa şiddet söz konusu olduğunda taraf olmaz. Çünkü şiddet, haklı–haksız tartışmasının ötesinde, insan hayatına yönelen bir tehdittir. Bir noktadan sonra sebebi değil, sonucu konuşulmalıdır. Ve sonuç her zaman yıkımdır. Şiddetin çizgiyi aştığı yer, itirazın saldırıya dönüştüğü andır.
Eleştirinin yerini yumruk aldığında, sözün yerini darbe doldurduğunda artık hiçbir hak savunulamaz. Çünkü şiddet, savunduğunu iddia ettiği her şeyi kirletir. En doğru talebi bile anlamsızlaştırır. Toplum olarak en büyük yanılgımız, şiddeti bağlamına göre tartmaya çalışmaktır. “Ama”, “fakat”, “o da şöyle yaptı” gibi cümleler bu yüzden bu kadar yaygın. Bu cümleler, çizginin aşılmasına göz yummanın modern hâlidir. Oysa şiddetin bir eşiği vardır ve o eşik geçildiğinde herkes kaybeder.
Şiddet normalleştikçe sınırlarını genişletir. Bugün bir yerde tolere edilen sertlik, yarın başka bir yerde daha ağır biçimde karşımıza çıkar. İlk başta “istisna” denilen şeyler zamanla “alışılmış” olur. Alışılan her şiddet, yeni bir şiddetin davetiyesidir. Şiddetin çizgiyi aştığı bir başka nokta da sessizliktir. Saldırıyı görüp susmak, duyup görmezden gelmek, “beni ilgilendirmez” demek… Bunların hepsi şiddetin alanını büyütür. Çünkü şiddet, en çok sessizlikten beslenir. Karşısında net bir duruş görmediğinde cesaretlenir.
Unutulmaması gereken bir gerçek var: Şiddet, sadece hedef aldığı kişiyi yaralamaz. Toplumu da yaralar. Güveni zedeler, birlikte yaşama iradesini aşındırır. İnsanlar korkmaya, içine kapanmaya, öfkeyi normal görmeye başlar. Bu da yeni kırılmaların zeminini hazırlar. Şiddetin karşısında durmak, taraf olmak değildir. Bu bir insanlık meselesidir. Kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, şiddete aynı mesafede durulmadıkça çizgi silinir. Çizgi silindiğinde ise geriye sadece kaos kalır. Bugün “bir anlık öfke” diye geçiştirilen şeyler, yarının büyük travmalarına dönüşür. Bu yüzden çizgi tam da burada çekilmelidir. İtiraz edilebilir, eleştirilebilir, hesap sorulabilir. Ama şiddet, hiçbir zaman meşru değildir.
Şiddetin çizgiyi aştığı yer, insanlığın geri çekildiği yerdir. O çizgiyi korumak, hepimizin sorumluluğudur. Çünkü çizgi bir kez kaybolduğunda, geri getirmek çok daha ağır bedeller ister.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.