Serhan Yetkinşekerci

Serhan Yetkinşekerci

Yaptım Ama Bir Sor, Neden Yaptım?

Yaptım Ama Bir Sor, Neden Yaptım?

Güvenilir, namuslu bir insan evladını nasıl raydan çıkarırsınız?
Masumiyetini, saflığını kirletip nasıl bir ‘çakal’a çevirirsiniz?
Bunun cevabını Banker Bilo (1980) filminde bulabilirsiniz. Defalarca seyrettik bu başyapıtı… Seyretmeyenimiz pek yoktur. Gülmeyeni, eğlenmeyeni de bulamazsınız. Bir tarafta Şener Şen diğer tarafta İlyas Salman...
Mizahından ziyade sorgulayıcı tarafı değerli kılar bu filmi… Benzeri çoktur. Sürüyle örneğini sayabiliriz. Ancak benim bu haftaki derdim Bilo ve Maho’nun hikayesi.

Neyse uzatmadan mevzuya gelelim. Maho (Şener Şen) tam bir üçkağıtçıdır. Hırslı, hilekar, kurnaz mı kurnaz!
Bilo (İlyas Salman) ise tam bir gariban. Saf, temiz bir taşra evladı. O’nun için arkadaşlık, dostluk, hatır, paylaşım her şeyden önce gelir.
Haliyle Maho, kandırır da kandırır Bilo’yu. Defalarca ortada bırakır zavallıyı. Bilo parasını kaptırır, hapis yatar, her seferinde ağzı yanar Maho’nun işlerinden.

MASUMİYETİ ÖLDÜRMEK KOLAY
Ancak zamanla dayak yiye yiye dayak atmayı öğrenir Bilo. Zabıtasından işçisine, hemşehrisinden yoldan geçen adamına kadar herkes bir şeyler koparır Bilo’nun masumiyetinden. Bilo anlar ki, bu toplumun kuralları başka… İstanbul, memleketine benzemiyor. Oyuncular acımasız. O da kuralına göre oynamaya başlar haliyle.
Sonuç: Bilo artık Banker Bilo’dur. Maho’nun her şeyini elinden almıştır. İşini, karısını, her şeyini!
Masumiyeti öldürmek kolaydır… Adaletsizlik, masumiyeti öldürür. Bilo’nun masumiyeti de İstanbul’da yok edilir. Bilo, bu toplumun içine bir anda düşmüştür ve bu sebeple Bilo’yu da yaptıklarını da yargılamayız. 

HEPİMİZ BİLO’YUZ!
Film boyunca hep Bilo’nun gözünden bakarız olaylara. O’nunla empati kurar, kendimizi O’nun yerine koyarız her seferinde. Bilo kandırılandır, Bilo mağdurdur. Her defasında kazıklanır Maho tarafından. Hikayenin sonunda Bilo artık köşeyi dönüştür, zirvededir. Maho ile son karşılaşmasında içimizin yağları erir. İntikamı ağır olmuştur.

HEPİMİZ PİŞKİNİZ!
Bu defa soruyu soran Bilo’dur… Der ki, ‘’Yaptım ama bir sor, neden yaptım?’’
Cevabı da kendisi yapıştırır peşin peşin. Maho’nun daha önce kendisini kandıran o sözlerini kullanır, ‘’Arkadaş arkadaşı sırtında taşır. Hep ben seni taşıdım, sıra bende artık. Biraz da sen beni taşı.’’ Bu sözleri söylerken o manidar el hareketi de bütün Bilo taraftarlarına derin bir ‘oh’ çektirir. Ne de olsa bunu yapmaya hakkı var!
Son sahnede de kollarını açıp, pişkinliğini kabullenir. Bu kazıkları atmaya hakkı olsa da yediği nanelerin farkında ve zincirlerini kırmış bir tavırla , ‘’Hepiniz el birliğiyle öldürdünüz Bilo’yu… O’nun saflığını, temizliğini yok ettiniz. İşte geriye bir tek bu kaldı: Namıssız Bilo!’’ der. ve SON…

 ‘Yaptım ama bir sor, neden yaptım?’
Bu soruyu Maho sorduğunda, pişkin ve vakit kazanılmak için yapılmış bir soru olarak değerlendiririz. Çünkü Bilo’nun tarafından bakarız. Maho’ya pek kulak asmayız aslında. Nitekim filmin sonunda bu soruyu Bilo sorduğunda daha iyi anlarız. Maho ile empati kurmaya da gerek kalmaz o anda. Maho’nun da neden böyle davrandığını anlarız. 
Peki bu hususta kendimizle ne kadar empati kuruyoruz? Belki hiçbirimiz Maho ya da Bilo kadar gaddar değiliz. Belki aramızda daha gaddarca işler yapmış olanlar var.

Davranış, olay, olgu, ortaya çıkan siyasi, sosyal düşünceler, yaklaşımlar… Hiçbirisi tesadüfen ortaya çıkmaz. Maho’yu Maho yapan, Bilo’yu Bilo yapan o toplumun ta kendisidir. İkisi de o toplumun bir ürünü. Bu adamlar gökten ‘namıssız’ olarak inmedi. 

Yaptı ama bir sor, neden yaptı? Çünkü İstanbul, o insanlara başka türlü yaşam hakkı tanımadı. Buna ister ‘Adamlar haklı, başka çareleri yoktu’ deyin, ister ‘‘Üç kuruş kazanırdı ama alnı ak olurdu. Hırs yapmasaydı’’ diye eleştirin.

BİZİM GERÇEĞİMİZ BU
Şu noktada hak veririm: Ne olursa olsun. Bilo gibiler masumiyetini kirletmemeli. Mücadeleye temiz yoldan devam etmeli.

Ancak ortada bir gerçek var, bir dayatma var: Türlü türlü hileyi yapan ve hesap vakti geldiğinde, malum soruyu soracak kadar pişkin olan bu adamları seviyoruz. Maalesef bizim insanımızın gerçeği budur artık. Bu filmin yapıldığı yıllarda da böyleydi. Bugün de böyle. Hatta ötesine geçtik…

İnsanların bugün geldiği nokta, ‘’Yaptım ama bir sor neden yaptım?’’ pişkinliğinin de ötesidir. O yıllardan bugüne ahlaki açıdan giderek geriliyoruz.  Şimdi devir, ‘‘Yaptıysam yaptım, sana mı soracaktım?’’ devridir. Etrafınıza bir bakın… Gündelik hayatta bunun örneklerini çok görür olduk. İşte bu pişkinlik ki hepimizi günde güne eritecek, masumiyet namına memleketimizde hiçbir şey bırakmayacak. Koşar adım gidiyoruz tavrın da ötesinde bir yerlere… Hadi hayırlısı…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR