Şule Nallı

Şule Nallı

Aynı Sofrada Buluşmak

Aynı Sofrada Buluşmak

Ramazan ayını diğer zamanlardan ayıran şey sadece takvim yapraklarının değişmesi değildir. Bu ay, insanın kendi içine dönmesi, yavaşlaması ve en önemlisi yeniden bir araya gelmesidir. Gün boyunca ayrı ayrı hayatlar yaşayan insanlar, akşam ezanıyla birlikte aynı sofranın etrafında toplanır. O an, sadece bir oruç açılmaz; bir hasret diner, bir bekleyiş son bulur, bir şükür yükselir.

İftar saatine yakın mutfakta başlayan telaş bile başlı başına bir hazırlıktır. Tencerenin kaynaması, sofranın kurulması, bardakların dizilmesi… Hepsi bir araya gelişin habercisidir. O sofrada belki en sade yemekler vardır, belki de uzun uzun hazırlanmış çeşitler. Ama aslında kimse sadece yemeğin tadına bakmaz. İnsan, en çok birlikte olmanın huzurunu hisseder. Aynı sofrada buluşmak bir eşitlenmedir. Gün boyu aç kalan herkes aynı duygunun içinden geçmiştir. Zengin de fakir de, güçlü de yorgun da aynı susuzluğu hissetmiştir. O ilk yudum su, sadece bedenin ihtiyacını karşılamaz; insana nimetin kıymetini yeniden öğretir. Bir lokma ekmeğin ne kadar değerli olduğunu anlamak için bazen bir gün beklemek gerekir. Ramazan sofraları sadece aileyi değil, komşuyu da bir araya getirir. Kapılar daha sık çalınır, tabaklar daha çok el değiştirir. “Az oldu” denilen yemekler paylaşınca yeter. Çünkü bereket, miktarla değil niyetle ilgilidir. Bir evde kaynayan çorbanın kokusu başka bir evdeki yalnızlığa umut olabilir. Ramazan, kimsenin tek başına kalmaması gerektiğini hatırlatır. Belki de bu yüzden iftar sofraları kırgınlıkların da yumuşadığı yerlerdir. Uzun süredir konuşulmayan bir akraba, sessizce davet edilir. Bir küslük, bir tatlı tabağının yanında son bulur. Oruç sadece mideyi değil, kalbi de terbiye eder. İnsan gün boyu nefsine “dur” derken, akşam olduğunda kalbine “yaklaş” demeyi öğrenir. Bugün hayatın hızı, aynı evin içinde bile insanları birbirinden uzaklaştırabiliyor. Herkesin farklı bir ekranı, farklı bir saati, farklı bir gündemi var. Oysa Ramazan, aynı saate bakmayı öğretir. Ezanı birlikte beklemeyi… Aynı duaya amin demeyi… Bu bekleyiş, sabrın ortaklaşmasıdır. Ve sabır, paylaşıldıkça hafifler.

Aynı sofrada buluşmak, aslında bir hatırlayıştır. Sahip olduklarımızın kıymetini, sahip olamadıklarımızın farkını ve sahip çıkmamız gereken değerleri yeniden düşünmektir. Açlık, empatiyi büyütür. Bir gün susuz kalan, bir bardak suya ulaşamayanı daha iyi anlar. Ramazan, insanı başkasının yerine koyabilme becerisini güçlendirir. Ama belki de asıl mesele, bu sofraların ruhunu sadece bir aya hapsetmemektir. Ramazan bitince de aynı masada oturabilmek, aynı ilgiyi gösterebilmek, aynı paylaşma duygusunu sürdürebilmek… Çünkü birlikte yenilen yemek sadece karın doyurmaz; bağ kurar. Bağ kurulan yerde ise merhamet çoğalır.

Aynı sofrada buluşmak, aslında aynı kalpte buluşmaktır. Aynı niyette, aynı duada, aynı şükürde birleşmektir. Ramazan bize bunu hatırlatır: İnsan, tek başına değil; yan yana güzeldir. Ve bazen en büyük bereket, bir lokmadan değil, o lokmayı paylaştığın kişiden gelir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.