FETÖ’nün Gizli Dünyası

FETÖ’nün Gizli Dünyası

FETÖ’nün çok uluslu bir yapı olduğunu belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, “Kaportası, dış görünümü İslam, bedeni Hristiyan mistisizmi, ruhu, özü, asıl menşei Yahudi kabalizmi olan bir sistemdir” şek

 

UĞUR ÖĞÜT / HABERVAKTİM

 

Din Felsefesi üzerine çalışmalarını gerçekleştiren Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, FETÖ’nün hain darbe girişimi sonrası cemaat ve tarikatların durumunu değerlendirdi. FETÖ’nün çok uluslu bir yapı olduğunu belirten Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, “Kaportası, dış görünümü İslam, bedeni Hristiyan mistisizmi, ruhu, özü, asıl menşei Yahudi kabalizmi olan bir sistemdir” şeklinde FETÖ’yü özetledi. 

ASIL OLAN KUR’AN VE SÜNNETTİR

FETÖ’nün hain darbe girişimi sonrası Türkiye’deki tüm tarikatlar ve cemaatler sorgulanır hale geldi, vatandaşlar cemaatlere ve tarikatlara gitmeye çekiniyor, bu konuda nelere dikkat etmeliler?

İslam dini hak bir dindir ve İslam’ın 2 temel kaynağı vardır Kur’an ve Sünnet, biri Allah’ın kitabı Kur’an’ı Kerim vahyin toplandığı ana kaynak bir de Peygamber Efendimizin hem hadisleri yani sözleri hem de uygulamaları sünnet. Dolayısıyla İslam dini 2 temel kaynağı Müslümanların uyacağı asıl kaynak ve zemindir.  İslam aynı zamanda bir cemaat dinidir yani sohbetlerle, cemaatleşmeyle var olan bir dindir. Cuma dediğimiz günün manası nedir, bir araya toplanmadır. İnsanların dayanışmasını bir arada olmasını bir anlamda sağlayan bir dindir. Cami, cem eden toplayan demektir, caminin adı da buradan gelmektedir. İslam dini bir araya gelmeyi farklı farklı düşüncede de olsa Müslümanları aynı görür. Bir defa Müslümanın aklı baliğ olacak, akıl sahibi değilse sorumlu değil. İkincisi Müslüman hür olacak özgür olacak, sorumlu olmak için bu 2 şart olması lazım. Her bir Müslümanın bir birey olduğunu, bir şahsiyet sahibi olduğunu, aklını kiraya veremeyeceği demektir. Bu bir başka anlamda her Müslüman kendinden sorumludur. Bir gün hesap vermek üzere bu dünyada bulunuyoruz, onun için akıl ve hürriyet çok önemli. Bu şartları haiz kişilerin oluşturduğu yapıdır cemaat dediğiniz, cami dediğiniz yer. Camideki herkes eşittir, birinin rengi siyahtır, birinin dili farklıdır ama hepsi eşittir. Böyle farklılıkları cem eden, toplayan bir yapıdır cami. Asıl olan Kur’an ve sünnettir. Bununla birlikte Kur’an ve sünnet perspektifinde yaşama yönünde gayret gösteren cemaat, tarikat, mezhep birer vesiledir. İslam 3 temele oturuyor, iman, ibadet ve ahlak, 3’ü de birbiriyle bağlantılı. Bizi iman, ibadet ve ahlak konusunda Kur’an’a ve sünnete uygun yaşamaya sevk eden her türlü yorum ki biz cemaat, tarikat ve mezhepleri yorum olarak görüyoruz. İslam’ı daha iyi yaşamadaki birer yol, birer vesile, birer araç olarak görüyoruz cemaatleri.

BU AKLINI KİRAYA VERMEKTİR

Cemaatlere ve tarikatlara üye olanlar “bizim şeyhimiz hata yapmaz” şeklinde söylemlere giriyor, sizce bu ne kadar doğru? 

Eskilerin tabiriyle şeyh uçmaz mürit uçurur, yapılan uygulamaların bir kısmı kendinden menkul, aslında uydurmalardır. Maalesef insanlarımızda şöyle bir şey var, bir tembellik ve ataleti insan aslında ortaya koyuyor. Ucuz yoldan, beleş yoldan tabiri caizse kazanç elde etmeye çalışıyorlar. Nasıl insanlar çalışmadan bir makam, mevki ya da kazanç sahibi olmak istiyorsa, cenneti kazanma ilgilide biz benzer bir teolojik vaka yaşıyoruz. İnsanlar aslında ben ibadet etmeyim ya da ben gereken kulluğumu göstermeden, birileri benim adıma dua etsin, beni kurtarsın anlayışı mevcut. İslam dininde böyle bir şey söz konusu değil, bu aklını kiraya vermektir. Dinimizde her bir birey yaptıklarından sorumludur, hür bir insansa mutlaka ama mutlaka bir gün hesaba çekilecektir. Yarın bir gün şunu deme hakkı yok; efendim benim tabii olduğum filan lider, filan cemaat lideri, filan tarikat şeyhi beni yanlış yönlendirdiği dediğinde, sen niçin Allah’ın kitabına kulak vermedin, sen niçin aklını kullanmadın denilecek. Çünkü Kur’an’da birçok ayette efela ta'kilun, efele yetedebberun yani niçin akletmezsiniz, niçin düşünmezsiniz diye hep ısrarla uyarılıyoruz. Bizim en birinci muhatabımız Kur’an’dır, her bir Müslüman Kur’an’ı okumakla mükelleftir. Benim adıma birisi okuyor, anlıyor gibi bir durum mevcut değildir. Sadece imamlara ve ilahiyat eğitimi almış insanlara özgü değil, Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah diyen İslam’a dâhil olmuş, Eşhedu En La İlâhe İllâllah ve Eşhedu Enne Muhammeden Abduhu Ve Resuluhu diyerek şahadet etmiş her bir Müslüman kendinin yükümlüklerini bilmek sorumluluğunu taşımaktadır. Allah diyor ki siz dünya işlerinizi de yapacaksınız, ahiretinize de yatırım yapacaksınız.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN ÇABASI VAR

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cemaatler ve tarikatlar konusunda duruşunu nasıl görüyorsunuz?

Her kurumun kendine göre eksiklikleri, eleştirilecek durumları vardır. Mutlaka eleştirebiliriz ama en azından Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortaya koyduğu bir çizgi var. Türkiye’de İslam’ın sağlıklı bir şekilde yaşanması ve anlaşılması için bir çabası var. Diyanet İşleri’nin konumunu göz ardı etmeyelim. Dini kullanarak, İslami gibi gözüken, cemaatleşmeyi kullanarak örgütlenen bir terörün üstesinden gelmeyi biz aslında Diyanet’in inşa ettiği anlayışla bertaraf ettik.

FETÖ: HRİSTİYAN MİSTİSİZMİ VE YAHUDİ KABALİZMİ

FETÖ yapılanmasının ülkemizde neden bu kadar çok üyesi oldu, daha önce din üzerinden birçok kesimi kendisine bağlayan FETÖ’nün nasıl bir yapılanması mevcut? 

İstikameti olamayan Kur’an’a ve sünnete uygun olmayan tüm yapılar merduttur, din dışıdır. Bir defa bizim insanımızın dikkat etmesi gereken şey şu; Kur’an’a ve sünnete ne kadar uygundur bu yapılar. Müracaat edecekleri en temel konu bu, Kur’an’la ilişkisi olamayan, Kur’an’dan kopuk, Kur’an’dan doğrudan ilhamını almayan hiçbir tarikat, hiçbir cemaat, hiçbir mezhep olamaz. Cemaatler ve tarikatlar iyi değerlendirilirse, bir sosyal kontrol, oto kontrol sağlanabilirse bir rahmettir. Ancak düşman dediğimiz, İslam’la mücadele eden yapılar, İslam’ın bazı hassas noktalarından sızma girişleri yaparak, hem İslam’ı haşa bozmaya çalışıyorlar hem de Müslüman kitleyi yanlış bir istikamete götürmeye çalışıyorlar. Aslında FETÖ yapılanması bizim yılladır söylediğimiz, dini tekelcilik, dini çoğulculuk üzerinden beslenmiştir. Dinler arası diyalog, FETÖ örgütünün en başta dile getirdiği uygulamalar, yorumlar İslam’ın özüyle, Kur’an’ın özüyle, Hz. Peygamber’in sahih hadis ve sünnetleriyle hiçbir zaman bağdaşmıyordu. Bunlar aslında Hristiyan mistisizminden, Yahudi kabalizminden, simgeciliğinden yararlanan unsurlardır. Kaportası, dış görünümü İslam, bedeni Hristiyan mistisizmi, ruhu, özü, asıl menşei Yahudi kabalizmi olan bir sistemdir. Böyle etnikli bir yapı aslında oluşturulmuş ve benzeri yapılan hem Hristiyanlıkta var hem de Yahudilikte var. Bu yapı üzerinden birçok alana nüfuz edilmiştir. İsrail Yahudi oluşumunun ve aslında Vatikan’ın oluşturduğu kapitalizm diye adlandırdığımız ana yapının asıl enstrümanı Hristiyan mistisizmi, Yahudi kabalizmidir. Siz ne kadar iktisadi bir yapı, ticari bir yapı ya da bir dünya örgütü olarak görseniz de aslında içeriğinde teolojik yapı vardır. Bu yapıların en temel görevi aslında İslam’la mücadele etmek üzerine bir çaba ortaya koyuyor. Esasen sinsi ve tarihin en tehlikeli mücadele biçimi yapılmaktadır. Şuan dünyanın İslam’la, Müslümanlarla yapılan en tehlikeli, en ciddi, en profesyonel, en akıllıca, en stratejik, en komplike çok uluslu ve yapılı bir mücadeleyle karşı karşıyayız.

TARİKATLAR VE CEMAATLER ISLAH EDİLMELİ

İnsanların dünyada tarikatlara ve cemaatlere yönelmesindeki en büyük neden nedir?

Günümüzün koşturması, keşmekeşi insanları dini ibadetlerini, sorumluluklarını yerine getirmede bazı aksaklıklar ortaya çıkarıyor. Dini yaşama konusunda insanlara bir eksiklik atfediliyor. Bu yapılar bundan yararlanıyor, bu boşluğu doldurmaya çalışıyorlar. İnsan inan bir varlık ve hiçbir zaman insanda inanç boşluğu yaşanmaz. Bu ideoloji olarak kendini gösterebilir, ideolojilerde bir inançtır, ateizm bile bir inançtır, Marksizm, materyalizm bir inançtır. İnsanoğlu bir şeye inanmak ve güvenmek ister. İnsanlar ibadetlerini yerine getiremeyince kendilerinde eksiklik hissediyorlar. Bunu sevk ve idare edecek kendilerine kolaylık sağlayacak yapılara gitmeye çalışıyorlar. Cemaat, tarikat tarzı yapılara gitmeye başlıyorlar. Hiç kimse Türkiye’de tarikatları, cemaatleri yok ederek daha yaşanabilir, daha huzurlu bir dünya inşa edebileceklerini iddia etmesin. Müslümanlara düşen bu alanları ıslah etmeleridir, tarikatlar, mezhepler, cemaatler konusunda daha duyarlı ve daha hassas olmalıyız. Diyanet’e büyük görev düşüyor, bunların kontrolü ve denetimiyle ilgili yeni düzenlemeler yapılması gerekiyor.    

                             

                

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum