Şule Erciyas

Şule Erciyas

İslam Ahlakının Günümüz Topluma Katkısı

İslam Ahlakının Günümüz Topluma Katkısı

Bugün en çok şikâyet ettiğimiz şeylerin başında ahlaki aşınma geliyor. Güven duygusunun zayıflaması, adaletin sarsılması, merhametin gündelik hayatta yerini yitirmesi Teknoloji ilerliyor, imkânlar artıyor ama insanın iç dünyası aynı hızla onarılmıyor.

Tam da bu noktada İslam ahlakı, geçmişe ait bir öğreti değil, bugüne seslenen güçlü bir imkân olarak karşımızda duruyor. İslam ahlakının merkezinde insan vardır. Ama çıkarlarıyla değil, sorumluluklarıyla tanımlanan bir insan Doğruluk, emanete sadakat, adalet ve merhamet bu ahlakın temel sütunlarıdır. Kuran’ın Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder buyruğu, bireysel erdemlerle toplumsal düzen arasındaki bağı açıkça kurar.

Günümüz toplumunda güven krizi derinleşirken, İslam ahlakının emanet anlayışı yeniden hatırlanmaya muhtaçtır. İşin, sözün, makamın ve hatta insanın kendisinin bir emanet olduğu bilinci, bireyi daha dikkatli, toplumu daha huzurlu kılar. Emanetin zedelendiği yerde sadece ahlak değil, birlikte yaşama iradesi de zarar görür. İslam ahlakı, gücü sınırsız bir ayrıcalık olarak değil, ağır bir sorumluluk olarak görür. Yönetimde adalet, ticarette dürüstlük, ilişkilerde ölçü Bunlar ideal değil, uygulanabilir ilkelerdir.

Peygamber Efendimizin Komşusu açken tok yatan bizden değildir sözü, sosyal duyarlılığın imanın doğal bir sonucu olduğunu hatırlatır. Bugün bireyselliğin yüceltildiği bir dünyada İslam ahlakı, ben yerine biz diyebilen bir toplum inşa etmeyi hedefler. Yardımlaşma, paylaşma ve affedicilik, toplumsal çatışmaları azaltan güçlü değerlerdir. Bu değerler sadece dindar bireyler için değil, huzurlu bir toplum arayan herkes için anlam taşır. İslam ahlakı, insanı kusursuz olmaya değil, tutarlı olmaya çağırır. Hata yapmayan değil, hatasında ısrar etmeyen bir insan modeli sunar. Bu yönüyle dışlayıcı değil, onarıcıdır.

Belki de bugün asıl sorumuz şudur, Dünyayı daha yaşanır kılmak için daha fazla kurala mı, yoksa daha sağlam bir ahlak zeminine mi ihtiyacımız var Cevap, yüzyıllardır değişmiyor. Kuran-ı Kerim, insanı sadece inanmaya değil, inandığını ahlaka dönüştürmeye çağırır. Çünkü İslam’da iman, davranıştan bağımsız düşünülemez. Bu yüzden ahlak, dinin süsü değil, onun hayattaki karşılığıdır. Bugün toplum olarak yaşadığımız pek çok sorunun temelinde de ahlaki ilkelerin zayıflaması yatmaktadır.

Kuran, ahlakın merkezine adaleti yerleştirir, Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder, hayâsızlığı, kötülüğü ve zulmü yasaklar. (Nahl, 90) Bu ayet, bireysel erdemlerle toplumsal düzen arasındaki kopmaz bağı açıkça ortaya koyar. Adaletin olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde huzur olmaz. İslam ahlakı, insanı sadece kendi davranışlarından değil; başkaları üzerindeki etkisinden de sorumlu tutar.

Peygamber Efendimiz (sav), Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir buyurarak ahlakı toplumsal güvenin temeline yerleştirir. Bu ölçü, ibadetin hayata yansımadığı bir dindarlığın eksik olduğunu da gösterir. Doğruluk ve emanete sadakat ise İslam ahlakının omurgasıdır. Kuran, Emanetleri ehline verin (Nisa, 58) buyruğuyla bireyi hem özel hayatında hem kamusal alanda ahlaki sorumluluğa çağırır. İşini hakkıyla yapmak, sözüne sadık kalmak, yetkiyi adaletle kullanmak bu emrin hayattaki karşılığıdır. Çünkü ahlak, sadece inanılan bir ilke değil, yaşandığında toplumu dönüştüren bir güçtür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.