Vahit Aldı

Vahit Aldı

Yönetişimde hakların, devlet iradesinin ve bilimin yeri

Yönetişimde hakların, devlet iradesinin ve bilimin yeri

Güçlü, kendini kanıtlamış ve başarılı bir yönetim kurmak; hukukun üstünlüğünü tanıyan ve kabul eden, gücünü ve yetkisini milli iradeden alan, bilimsel ve akademik veriler ışığında millet ve devlet sorunlarını çözecek bir kadro oluşturmaya kararlı, tavizsiz bir maneviyat gerektirir. İnsanın birey ve toplum olarak onuruna inanan, milli vicdanı tatmin edecek kadar evrensel, insanı ruh ve beden olarak tanıyan, onu bireylerin, ailelerin, sınıfların, zümrelerin, kavimlerin ve halkların baskısına terk etmeyen, ama her şeyden önce insan bilgisinin keşfedebileceği değerlere inanan bir maneviyattır. Ayakta duran hakların otoritesine dayanır.

Bazen bireysel bencilliği bazen de toplum ve devlet çıkarlarını putlaştırmaya çalışan sosyalist, komünist, kapitalist ve faşist sistemlere ve bu sistemler ışığında ya da onlara karşı sahte tanrılar yaratmaya çalışan her türlü felsefe ve ideolojiye dayanır onlara karşı kapatılmıştır. Dolayısıyla, insan vicdanında anayasallaşmış ilahi kriterlere göre kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle atayan ulusal irade gerçekten saygıya değerdir. Yöneticilerini kendi özgür iradesiyle belirleyen bir devlet, sadece saygın bir görevi yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda kendi ülkesi ve kutsal değerleri için maddi ve manevi kalkınmasında uygun araçları hazırlar.

Ancak her devlet farklı seçici kapasitelere sahiptir. Dolayısıyla her devlet kendisi için uygun olan yönetimi seçer. Kişisel ve küçük çıkarlar için ulusal, kutsal ve evrensel düzeni ve araçları ihlal eden her sınıf, grup veya toplum, her şeyden önce ülkesini felaketin ve geri dönüşü olmayan zararın kucağına atar. Siyasetçiler hukukun üstünlüğüne inansalar, uyanık, bilinçli, vizyoner, ferasetli, özgür ve korkusuz bir milli irade ile iktidara gelseler bile, kesin başarı mümkün değildir ve yetersiz kalabilir.

Tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de siyasetçilerin güçlü, saygın ve üst düzey profesyonel bilimsel ve teknik kadrolara ihtiyacı vardır. Uzmanlık alanlarının bu kadar dar ve çeşitli olduğu bir dünyada bakanlık kadroları adeta bir akademi gibi örgütlenmeli, bilimsel fikir ve görüşleri uydurma olmaktan uzak bir şekilde plan, program ve konularda dikkate alınmalıdır. Devletin tüm kültürel, sosyal, ekonomik, askeri ve siyasi sorunları uzman kadrolar ve siyasetçilerin yardımıyla çözülmeye çalışılmalıdır. Günümüzde dehanın rolü ortadan kalkmayacaktır, ancak ekibin, özellikle de profesyonel ve teknik kadronun rolü şüphesiz çok önemli olacaktır.

Tarihe baktığımızda, Türk-İslam kültür ve medeniyetinin başarılı ve güçlü dönemlerinde, devletin zirvesindeki yöneticilerden dağdaki çobana kadar toplumumuzun hukukun üstünlüğüne inandığını ve adaletten şaşmadığını görüyoruz. Yöneticiler, halkın eğilim ve isteklerine kendi şartları içinde saygı duymuş, bilim adamlarının fikir ve düşüncelerine değer vermiştir.

Ama tam tersine hukukun yerini öfke ve zulüm, devletin iradesinin yerini kişisel hırs ve çıkar, bilimin yerini kaba sofistler ve kaba dar görüşlü ruhçuluk alınca devletimiz zayıflamış ve ülkemiz parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Türk İslam ülküsü, Türk milletini hak ve hukukla, milli irade ve bilime dayalı yönetimle yükseltmek ve kalkındırmaktır. Bu gaye ve hedefe giden yolda bütün milliyetçi gençler bu yükü taşımakla mükelleftir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR