
Zil Çalıyor, Yükler Başlıyor
Her yıl eylül geldiğinde aynı heyecanla aynı telaş yeniden başlıyor. Kırtasiye raflarında sıra bekleyen anne babalar, okul formaları için ter döken veliler, yeni defter kokusuna karışan yeni borçların sıkıntısı… Okullar açılıyor, zil çalıyor ama yalnızca eğitim yılı başlamıyor. Aynı zamanda ailelerin omuzlarına yeni yükler de ekleniyor.
Eskiden okulun açılışını hatırladığımda aklıma ilk gelen şey annemin elinden tutarak gittiğim kırtasiye olurdu. Defterlerin kapağını koklar, yeni kalemimi saklarmış gibi çantama yerleştirirdim. Şimdi ise çocuklar hâlâ aynı heyecanı yaşarken, anne babaların yüzünde sevinçten çok hesap kitap endişesi okunuyor. Bir çanta, bir forma, bir çift ayakkabı… Kırtasiye malzemeleri ve kitaplarla birlikte aile bütçesini zorlayan birer yüke dönüşmüş durumda. Zil çaldığında yalnızca ders başlamıyor, aynı zamanda yeni bir koşuşturma dönemi açılıyor. Veliler sabahın erken saatlerinde işe yetişmeye çalışırken, çocuklarını okula bırakmanın telaşıyla yaşıyor günü.
Öğretmenler kalabalık sınıflarda yirmi, otuz, hatta kırk çocuğun sorumluluğunu omuzlarına yükleniyor. Ve sistemin içinde küçücük omuzlara ağır çantalar asılıyor. Kitaplarla dolu çantaların ağırlığı, bazen çocukların boyunu bile eğiyor. Okulların açılışı bir coşku olmalıydı. Yeni dostlukların, yeni bilgilerle buluşmanın, hayallerin başlangıcı olmalıydı.
Oysa bugün çoğu aile için yeni bir masraf kalemi anlamına geliyor. Eğitim, bir ülkenin en temel hakkı olmasına rağmen her yıl daha çok imkâna dayalı, daha çok eşitsizlik üreten bir hâle bürünüyor. Özel derslere erişebilen, teknolojik cihazlarla öğrenen öğrenciler bir adım öne geçerken; imkânı olmayanlar daha en baştan geride kalıyor. Zil çalıyor ama aslında toplumun eşitsizliği de çalıyor. Bir köşede tabletle ders dinleyen çocuklar, diğer köşede defterine ikinci el kap kâğıdı geçirenler… Bir köşede servise binip okula ulaşanlar, diğer köşede kilometrelerce yolu yürüyerek gidenler.
Aynı sıralarda otursalar da aynı başlangıç çizgisinden yola çıkamıyorlar. Çocuklar okula, veliler borç defterine başlıyor. Yalnızca defter kitap değil, servis ücreti, kantin harçlığı, forma parası derken, eğitimin bedeli ağırlaşıyor. Oysa bilgi, toplumun en ortak kaynağı olmalıydı. Yine de tüm bu yüklerin arasında bir umut ışığı var. Çocukların gözlerindeki parıltı, defterin ilk sayfasına özenle yazılmış isim, teneffüste paylaşılan bir simit… Bütün zorluklara rağmen hayat, okul sıralarında yeniden başlıyor. Belki de asıl yük, çocukların değil yetişkinlerin omzunda. Çünkü biz yetişkinler, onlara daha adil, daha eşit, daha umutlu bir eğitim hayatı sunmak zorundayız.
Zil çalıyor, yükler başlıyor. Ama unutmayalım ki her yükün içinde bir umut da gizlidir. O umut, geleceğin kendisi olan çocuklarımızdır. Onların sırtındaki çantayı hafifletmek, aslında yarının yükünü hafifletmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.