• BIST 2.378,69
  • Altın 964.455
  • Dolar 16.0565
  • Euro 17.2594
  • Ankara 21 °C
  • İstanbul 24 °C
  • İzmir 30 °C
  • Konya 21 °C

Ankara’nın muzu!

Ferit Atmaca

Enerjinin yanı sıra tarımın önemini Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi ile bir kez daha hatırladık.

Kimi ülkeler paraları olsa bile ürün bulmakta zorlanmaya başladılar.

İşgalin ilk haftalarında Türkiye’miz de örneğin ayçiçek yağında sıkıntı yaşadı.

Savaş nedeniyle ayçiçek yağı yüklü Türk gemilerinin Azak Denizi'nde bekletildiklerini, diplomatik temasları, bugün yola çıkacaklar yarın yola çıkacaklar haberlerini hatırlayın. 

Türkiye olarak ana tarım ürünlerinde en kötü ihtimalle kendi kendimize yetmemiz çok önemli.

Tarım demek beslenme demek, tarım demek istihdam demek, milli gelire destek demek, sanayiye sermaye ve kaynak demek, ihracat demek… 

Bu düşüncelerden hareketle, ülkemizin tarım alanları ve çiftçi sayısı verilerini merak ettim.

Nedir ne değildir; neydi ne oldu? 

Bu soruların cevabını Türkiye’nin en köklü, siyasetten en uzak ve objektif sivil toplum kuruluşlarından biri olarak değerlendirdiğim Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin raporlarında buldum.

TZOB’un verilerine göre, 2003 yılında 2 milyon 765 bin çiftçi ÇKS kaydı yaptırırken, 2010 yılında 2 milyon 318 bin çiftçi, 2020 yılında ise 2 milyon 111 bin çiftçi ÇKS kaydı yaptırdı.

Yani 2003-2020 yılları arasında ÇKS kaydı yaptıran çiftçi sayısı yüzde 23,6 azaldı.

Yine 2003 yılında 16,7 milyon hektar, 2010 yılında 15,6 milyon hektar, 2020 yılında ise 15 milyon hektar alan ÇKS kaydına alındı. 

Bu verilere göre de 2003-2020 yılları arasında ÇKS’ye kayıtlı tarım alanlarında yüzde 10 oranında azalma oldu.

2021 verileri henüz net değilken, 2022 daha bilinmiyor. 

En sıkıntılı yıllar da bunlar.

Özellikle mazot ve gübre fiyatlarında fahiş artışlar yaşandı, yaşanıyor. 

Tohum ile ilaç fiyatları da katbekat arttı.

Bunun ÇKS kaydı yaptıran çiftçi sayısına ciddi bir yansıması olacak.

2020’ye kadarki 17 yılda cereyan eden yüzde 23.6’lık ÇKS düşüşü, son 2 yılda yaşanırsa hiç şaşırmam. 

Bu da, gıda fiyatlarındaki aşırı artışta düşüş beklemenin saflık olacağını gösterir.

Velhasıl, tüketici fiyatlarındaki artışı durdurmak ve fahiş fiyatları düşürmek istiyorsak; sürekli artan mazot, gübre, yem, elektrik ve zirai ilaç fiyatları mutlaka düşürülmelidir.

Peki ama nasıl?

Bu kalemlerden dışa bağımlı olduklarımıza alternatif yollar aramak, alternatif yollar geliştirmek çok önemli diye düşünüyorum.

Bu noktada sözü, liseler arasında Başkent’in hatta Türkiye’nin gururu olma yolunda hızla ilerleyen Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne getirmek istiyorum.

Bu lisemiz öğrencileri ne yaptılar biliyor musunuz; sera üstü bir sistem geliştirip, uygulamaya koyarak Ankara’da Akdeniz iklimi oluşturdular ve bugün burada sıcak bölgelere özgü muz, avokado, incir, limon, zeytin, hurma yetiştiriyorlar.

Etimesgut’taki Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğrenciler kurdukları sistem sayesinde üretimin yanı sıra İç Anadolu ikliminde Akdeniz iklimi ürünlerin gelişim süreçlerini inceleme şansı buluyor. 

Okul müdürü Mustafa Aydın, okulda kendi enerjilerini ürettiklerini, enerjiyi verimli kullandıklarını ve yenilenebilir teknolojiler alanında endüstriyel uygulamalar gerçekleştirdiklerini aktarıyor.  

Aydın Müdür, teraryum etkisi olan atrium alanında çocuklarla birlikte Akdeniz iklimine yönelik bitkileri yetiştirdiklerini belirtirken şu bilgileri veriyor: "Okulumuzun çatısı 'etfe çatı' modeliyle tasarlandı. Gündüz okulda herhangi bir elektrik yakmaya gerek kalmadan doğal aydınlatma ile gün ışığını içeriye alıyoruz. Gün ışığından ileri derecede faydalanıp, enerji verimliliğinde en üst safhayı oluşturmuş oluyoruz. Şu an burası 25 derece. Ortamdaki ısıyı sabit tutmak için yaz-kış bilgisayar sistemiyle çalışıyoruz. Dolayısıyla bu ortamların sıcaklığı yazılımlar tarafından kontrol ediliyor ve ısı sürekli kontrol altında. Kendi saksılarımızda yetiştirdiğimiz limon ve muzlarımız var. Çocuklarımızı bu şekilde İç Anadolu ikliminde bu bitkilerin yetiştirilebileceğine olan inançlarını arttırıyoruz. Bu, öğrenciler üzerinde bir şeyi yapabilme idrakini ve azmini ortaya çıkarıyor." 

Okulun biyoloji öğretmeni Seçil Sarıkaya da, vejetatif tohum yoluyla limon, portakal, avokado, muz gibi meyveleri üretip okul bahçesinde sergilediklerini anlatırken "Böylelikle çocuklar tohumdan büyüyene kadar bir bitkinin gelişimine şahitlik ediyor. Yeşili neden korumaları gerektiğini yaşayarak öğreniyorlar. Tropikal şartlarda yetişmeye uyumlu bitkiler okulumuzda yaratılan bu sera alanıyla 12 ay yetişme imkanı buluyor. Bu, okulumuzda oluşturulan yapay iklim sayesinde mümkün oluyor. Okulumuzda bambu ağaçları da var. Bunlar çok su isteyen ve ülkemizde yetişmeyen bitkiler. Türkiye'de böyle bir örnek yok. İlk tematik okuluz" diyor. 

Bu okul Türkiye’de tek sanırım. Öğretmenler ve öğrenciler de örnekleri olmadığını söylüyor gururla. 

Ankara’mız adına çok güzel ama diğer illerde de olmadı birer, ikişer Cezeri.

Hatta tüm meslek liselerimiz birer Cezeri olmalı.

İlle de üretim ille de tarım…

İleride çoluk çocuklarımızın aç kalmamasını istiyorsak, bu güzel çalışmaları geliştirip, büyütmeli ve yaymalıyız. 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73