• BIST 2.864,25
  • Altın 1034.81
  • Dolar 17.9607
  • Euro 18.3886
  • Ankara 20 °C
  • İstanbul 21 °C
  • İzmir 23 °C
  • Konya 17 °C

Eşcinselliğe Biyolojik, Psikolojik ve Ahlâkî Yaklaşım

Halil Yılmaz

Eşcinsellik meselesinin doğuştan mı yoksa sonradan bir yönelim mi olduğu tartışmalarına bakarsak, diyebiliriz ki bu konuda bilim dünyasında sabit bir veri yoktur. Bu hususta hiçbir gen veya hormon saptanmamıştır. Bunun doğuştan olduğunu iddia edenler bu konuda hiçbir bilimsel argüman getirememektedir. Eşcinselliğin doğuştan olduğunu iddia edenlerin tek delili ‘’eşcinsel olduğunu söyleyen insanların bu hislerini erken yaştan olduğunu’’ ifade etmeleridir. Hâlbuki eşcinsellerin çoğu böyle bir iddiada da bulunmazlar. Eşcinsellik, dünyada tarih boyunca bir hastalık olarak görülmekteydi. Ta ki Amerikan Psikoloji Derneği’nin 1974 yılında bunun bir hastalık olmadığını, normal bir durum olduğunu ilan edene dek. Tabii Amerikan Psikoloji Derneği’nin bu ilanı, dünyada ki tüm psikologların böyle düşündüğü anlamına gelmemektedir. Dünyanın birçok ülkesinde şuan eşcinselleri terapi yoluyla tedavi ettiğini ifade eden ve buna dair teknikler geliştirdiğini söyleyen psikologlar mevcuttur. Peki, neden eşcinsellik doğuştandır iddiasında bulunuluyor? Bu iddianın altında ‘’bunu doğal addetme’’ çabası yatıyor. Zira onlara göre bir şey doğuştan ve içten geliyorsa, bu normaldir ve İslâm gibi dinlerce yasak kılınması çelişkiden ibaret olacaktır. Oysa günümüzde öyle anlar olur ki öfkeden başkalarına zarar vermek hatta öldürmek içimizden gelebilir veya kişinin eşinden başkasına gidip zina yapması da ‘’içinden gelebilir’’, her türlü kötülük veya yanlış da içten gelebilir. Bu, fiilin kendisini asla meşrulaştırmaz.
İkinci mesele ise bunun hayvanlarda da olmasıdır. Evet eşcinsellik 200 kadar hayvan türünde açıkça gözlemlenmiştir. Evrim Ağacı gibi sitelerde eşcinselliği savunanlar bunu delil getirerek, hayvanlarda da olduğu için doğal bir şeydir demektedir. Bu ise yanlış bir düşüncedir. Zira hayvanlarda sadece eşcinsellik değil, ensest de vardır. Kendi kardeşi ile üreyen ya da aile içinde birbirini öldüren canlılar da vardır. Bu düşünce, bunları insan türü için normal kabul etmeye yeterli değildir. 
Eşcinsellik sorununa makul bakış bunun ‘’fantezi bozukluğu’’ olmasıdır. Bilindiği üzere kadın ve erkekte cinsel anlamda haz alma bölgeleri mevcuttur. Biyolojik olarak bu bölgelerin amacı, üremeyi kolaylaştırmaktır. Fakat kişide psikolojik bir sorun, erken yaşta yaşanılan bir travma veya hormonlarını olumsuz yönde etkileyecek gıda, giyim vb. gibi çeşitli nedenlerle, kişinin haz alma bölgesinin ‘’olması gerektiğinden başka yollarla’’ haz almaya başlamasına neden olur. Bu alışkanlık haline geldiği takdirde de yanlış yollara sebep olabilir. Daha açık bir ifadeyle, normal şartlarda bir cinsel organ karşı cinsin cinsel organıyla haz alır. Ancak bunun yerine sürtünme sonucu başka yollarla da haz alabilir. Zira organın kendi başına bizatihi bir aklı bulunmamaktadır. Zihin tarafından doğru ya da yanlış yöne yönlendirilmektedir. İşte eşcinsellerdeki sorun, büyük ölçüde zihinsel bir durumdur. Kurtulmak için zihinlerinin haz merkezini doğru yöne yönlendirmeleri, bu yönlendirme aşamasında da uzmanlardan yardım almaları gerekir. Biz toplumda ‘sapkınlık teşhir edilmediği sürece’ eşcinsellere karşı menfi bir tutum sergilemiyor, onları tecrit etmeye, insanlardan soyutlamaya çalışmıyoruz. Bu problemin tedavisinin veya ıslah yollarının aranması gerektiğini vurguluyoruz.
Daha geçen yüzyıla kadar hastalık olarak görülen bu fiilin normalleştirilmeye çalışılmasının ahlâkî  yozlaşma projesi olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca bugün eşcinselliğe özgürlük yürüyüşlerinin, yarın ‘’karşılıklı rıza varsa sorunda yok’’ sloganıyla ensesti, daha da ötesinde pedofiliyi meşrulaştırmaya dönüşeceğini de ikaz ediyoruz.
 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73