Görmezden Gelmenin Konforu
Görmezden gelmek, insanın kendine sunduğu en kolay konfor alanıdır. Ne bedeli vardır ne de sorumluluğu. Bakmazsan görmezsin, görmezsen üzülmezsin, üzülmezsen de bir şey yapmak zorunda kalmazsın. İşte bu yüzden görmezden gelmek bu kadar yaygın, bu kadar cazip. Vicdanı susturmanın en sessiz, en risksiz yoludur.
Bugün toplum olarak tam da bunu yapıyoruz. Yaşananları inkâr etmiyoruz belki ama yüzleşmiyoruz da. Bir acı haber gördüğümüzde içimiz burkuluyor, sonra ekranı kapatıyoruz. Bir haksızlığa tanık oluyoruz, “beni aşar” deyip yolumuza devam ediyoruz. Bu tavır zamanla alışkanlığa dönüşüyor. Alışkanlık ise karaktere. En tehlikeli dönüşüm de burada başlıyor. Görmezden gelmek başlangıçta masum görünür. İnsan kendini koruduğunu sanır. “Benim gücüm yetmez”, “her şeye yetişemem”, “dünya zaten böyle” gibi cümlelerle kendini rahatlatır. Oysa bu cümleler bir savunma değil, bir kaçıştır. Çünkü görmezden geldiğimiz her sorun, çözülmediği için büyür. Büyüyen sorun da bir gün mutlaka kapımıza dayanır.
Toplumsal yaraların bu kadar derinleşmesinin nedeni, kötülüğün artmasından çok iyiliğin geri çekilmesidir. Çoğu zaman zalimler değil, susanlar belirler gidişatı. Haksızlık karşısında ses çıkarmamak, tarafsızlık değildir. Tarafsızlık, güçlüden yana sessizce saf tutmaktır. Ama bu gerçeği kabullenmek rahatsız edicidir. O yüzden görmezden gelmeyi tercih ederiz. Görmezden gelmenin bir de konforlu dili vardır. “Abartılıyor”, “herkesin başına geliyor”, “eskiden de vardı” gibi cümleler bu dilin parçalarıdır. Bu cümleler acıyı küçültür, sorumluluğu dağıtır. Böylece insan kendini daha iyi hisseder. Ama acı küçülmez, sadece görünmez olur. Görünmez olan acı ise en tehlikeli olandır.
Bir toplumda görmezden gelme yaygınlaştıkça empati azalır. İnsanlar birbirine yabancılaşır. Başkasının derdi “haber”, kendi derdi “hayat” olur. Oysa merhamet, mesafe tanımaz. Kime ait olduğuna bakmaz. Ama konforlu toplumlar merhameti sevmez. Çünkü merhamet rahatsız eder. Harekete zorlar. Konforu bozar. Bugün pek çok sorunun bu kadar kronikleşmesinin nedeni budur. Kadına yönelik şiddet, çocuk ihmali, adaletsizlik, yoksulluk… Bunların hiçbiri bir günde ortaya çıkmadı. Hepsi uzun süre görmezden gelindi. Uyarılar ciddiye alınmadı, işaretler yok sayıldı. Sonra her şey patlak verdiğinde şaşırmış gibi yaptık. Oysa şaşıracak bir şey yoktu. Sadece bakmamıştık.
Görmezden gelmenin en büyük zararı, insanın kendine olur. Çünkü vicdan sustukça insan sertleşir. Sertleştikçe de yalnızlaşır. Bir süre sonra başkasının acısı değil, kendi acısı bile yabancı gelir. İşte o zaman toplum çözülmeye başlar. Bağlar kopar, güven azalır, herkes kendi kabuğuna çekilir. Konfor alanı sanılan bu hâl, aslında yavaş bir çöküştür. Sessiz, fark edilmez ama derin. Kimse bağırmaz, kimse isyan etmez ama herkes biraz daha uzaklaşır insandan. Sonra da “neden bu kadar merhametsiz olduk” diye sorarız. Cevap basittir: Çok şey görmezden geldiğimiz için.
Görmek zor, kabul etmek daha zor. Ama iyileşme ancak rahatsızlıkla başlar. Görmezden gelmeyi bırakmadıkça hiçbir yara kapanmaz. Konforu seçtikçe bedeli ağırlaşır. Çünkü bazı şeyler vardır; bakmadıkça geçmez, aksine büyür. Ve bir gün, artık görmezden gelme şansımız kalmaz.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.