Şule Erciyas

Şule Erciyas

Kuranın Toplanması Dini Mirası Koruma Bilinci

Kuranın Toplanması Dini Mirası Koruma Bilinci

Hz. Ebu Bekir dönemindeki en önemli kararlardan biri de Kuran’ın Mushaf haline getirilmesi oldu. Yemâme Savaşı’nda çok sayıda hafızın şehit olması üzerine, Hz. Ömer’in teklifiyle Kur’an ayetlerinin yazılı olarak toplanmasına karar verildi. Bu, dini ihtilafların önüne geçmek adına alınmış stratejik bir adımdı. Bu süreç, hem vahyin korunması hem de gelecekte çıkabilecek yorum farklılıklarının önüne geçilmesi açısından son derece önemlidir.

Hz. Ebu Bekir, burada da bir liderden öte, bir emanet bilincine sahip mümin olarak hareket etti. Bugün elimizde tuttuğumuz Kur’an-ı Kerim, sadece bir kitap değil; 23 yıl boyunca inen vahyin, ilahi mesajın ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) risaletinin en büyük mirasıdır. Ancak Kuran’ın bugün bildiğimiz şekliyle bir araya getirilmesi, kendiliğinden olmuş bir süreç değildir. Arka planında emek, emanet bilinci, fedakârlık ve tarihi bir sorumluluk vardır. Bu yazıda, Kuran’ın toplanma sürecine kısa ama derin bir bakış atmak istiyorum.

Çünkü bu süreç, sadece metinleri bir araya getirmek değil; aynı zamanda vahyin korunması adına ümmetin verdiği büyük bir sınavdır. Her milletin, her medeniyetin bir mirası vardır. Kimi bu mirası taş binalarda, kimi yazılı belgelerde, kimisi de halkının yaşayışında saklar. Ancak bir mümin için en büyük miras, dinidir. İman, ibadet, ahlak, Kur’an ve sünnet gibi değerler; sadece bireylerin değil, bir ümmetin ilahi emanetidir. İşte bu mirası koruma bilinci, sadece tarihsel bir sorumluluk değil; aynı zamanda gelecek nesillere karşı ahlaki bir görevdir. Dini miras dendiğinde aklımıza sadece eski camiler, kitaplar ya da tarihi şahsiyetler gelmemeli.

Dini miras aynı zamanda değerlerin, ilkelerin, örnek davranışların ve Allah ile olan bağımızın bize ulaşmasını sağlayan yoldur. Hz. Peygamber’den bu yana aktarılan Kur’an, hadisler, fıkıh bilgisi, tasavvufî anlayışlar, İslam ahlakı ve toplumsal adalet anlayışı bu mirasın ana parçalarıdır. Bu miras; sadece bilgi değil, bir yaşam biçimidir. Onu korumak, sadece arşivlerde saklamak değil; hayatımızda yaşatmakla mümkündür. Tarihte birçok din ya yozlaşmış ya da zamanla unutulmuştur. Ama İslam, asırlar geçmesine rağmen özünden sapmadan bugüne ulaşmıştır. Bu nasıl oldu, Çünkü Müslümanlar Kuran’a sahip çıktı. Hadisleri topladı, sahih olanı ayırdı. İlim meclisleri kurdu. İmamlar, müfessirler, muhaddisler yetişti. Camiler sadece namaz kılınan yer değil, ilim ve ahlak merkezleri oldu.

Dini miras, ancak bilinçle yaşatıldığında korunur. Onu öğrenmeyen, öğretmeyen ve yaşamayan bir toplum, en büyük mirasını kaybederken farkına bile varmaz. Ne yazık ki bugün teknolojik gelişmeler, dijital hayat ve bireyselci yaşam tarzı, dini mirasla aramızda bir mesafe oluşturuyor. Gençlerin Kur’an’ı anlamadan okuması, sünneti duymaması ya da İslam’ı sadece bir “kültürel kimlik” olarak görmesi; mirasın zayıfladığını gösteriyor. Bunun yanında bidatlerin, hurafelerin ve yanlış dini yorumların artması da dini mirası gölgeliyor. Oysa ki İslam'ın bize bıraktığı miras, sahih kaynaklara, ilme ve hikmete dayanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR