Oruç ve Sabır
İnsan hayatı baştan sona bir imtihandır. Kimi zaman yoklukla, kimi zaman varlıkla, kimi zaman hastalıkla, kimi zaman sağlıkla sınanırız. Bu imtihan yolculuğunda müminin en büyük azığı ise sabırdır.
Oruç ise sabrın en somut, en derin yaşandığı ibadetlerden biridir. Oruç, sadece aç kalmak değildir. Gün boyu yemekten, içmekten ve nefsin arzu ettiği şeylerden uzak durmak, insanın iradesini güçlendiren bir eğitimdir. Açlık, insana aczi yetini hatırlatır. Susuzluk, nimetin kıymetini öğretir. İşte bu süreç, sabrın kalpte kök salmasını sağlar. Yüce Allah’ın emriyle tutulan oruç, kulun Rabbine olan bağlılığını gösterir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, orucun bir kalkan olduğunu ifade eder. Bu kalkan, insanı sadece günahlardan değil; öfkeden, taşkınlıktan ve kırıcı sözlerden de korur. Çünkü oruçlu bir mümin, sadece midesini değil; dilini, gözünü ve kalbini de kontrol altında tutmaya çalışır. Sabır, orucun özüdür. Günün en zor anında bile Allah için diyerek beklemek, aslında nefse karşı kazanılmış büyük bir zaferdir. İftar vakti geldiğinde hissedilen huzur, sabrın meyvesidir. O an, sadece açlığın bitişi değil; iradenin galibiyetidir.
Oruç aynı zamanda toplumsal sabrı da öğretir. Aç kalan insan, yoksulun hâlini daha iyi anlar. Empati gelişir, merhamet artar. Sabırla yoğrulan bir kalp, başkasının sıkıntısına kayıtsız kalamaz. Böylece oruç, bireysel bir ibadetten toplumsal bir bilinç hâline dönüşür. Ancak sabır, sadece Ramazan ayına mahsus olmamalıdır. Oruçla kazandığımız irade terbiyesini yılın geri kalanına taşıyabilmek asıl başarıdır. Öfkelendiğimizde susabilmek, haksızlığa uğradığımızda vakar gösterebilmek, zorluk karşısında isyan yerine tevekkül edebilmek İşte gerçek sabır budur. Oruç ve sabır, müminin hayat yolculuğunda iki sadık dost gibidir. Biri diğerini besler, güçlendirir.
Sabır olmadan oruç eksik kalır, oruç olmadan sabır zayıflar. Bu iki ibadet bilinci, insanı hem dünyada huzura hem de ahiret’te mükâfata ulaştırır. Unutmayalım ki sabır, zorlukların yükünü hafifletir; oruç ise sabrı kalbe yerleştirir. Açlıkla başlayan gün, şükürle tamamlanır. Ve insan, her iftar vaktinde bir kez daha anlar, Sabreden kazanır. Kuran-ı Kerim’de sabredenlerin yüceliği defalarca vurgulanır, Sabredenler, ancak kendi lehlerine sabrettiklerinden dolayı ecirlerini eksiksiz alacaklardır (Zümer, 10).
Sabır, hem kalbi hem de hayatı inşa eder. Çünkü insan, aceleci davranarak yaptığı hatalarla hem kendine hem de başkasına zarar verebilir. Sabır, düşünmeyi, ölçmeyi ve doğru adımı atmayı sağlar. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in hayatı, sabrın en canlı örnekleriyle doludur. O, kendisine yapılan kötülüklere karşı sabretmiş, zor zamanlarda umutsuzluğa kapılmamış ve her durumda Rabbine güvenmiştir. Onun sabrı, sadece bir durumu kabullenmek değil, olana razı olup çözüm yolları aramak şeklinde tezahür etmiştir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.