Şule Erciyas

Şule Erciyas

Savaşın Karşısında Barışın ve Merhametin Dili

Savaşın Karşısında Barışın ve Merhametin Dili

Ey iman edenler Hepiniz topluca barış ve güvenliğe İslâm'a girin, (Bakara Suresi, 208. ayet) Dünya, insanlığın nice savaşlara, yıkımlara ve acılara tanıklık ettiği bir imtihan alanıdır. Bir tarafta güç ve hâkimiyet mücadelesi verenler, diğer tarafta evini, ailesini, sevdiklerini ve hayallerini kaybeden masum insanlar Gökyüzünde bombaların yankılandığı, şehirlerin harabeye döndüğü, annelerin evlatları için gözyaşı döktüğü bir dünyada insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey, hiç şüphesiz barışın ve merhametin dilidir.

Savaş, yalnızca sınırları değiştirmez, insanların hayatlarını, ailelerin geleceğini ve toplumların huzurunu da altüst eder. Bir bomba yalnızca bir binayı yıkmaz, bazen bir ailenin bütün umutlarını da enkaz altında bırakır. Bir kurşun yalnızca bir canı almaz, geride kalanların yüreğinde ömür boyu dinmeyecek bir acı da bırakır. Bu nedenle savaşları yalnızca siyasi ve askerî gelişmeler olarak görmek, insanlığın yaşadığı büyük dramı anlamakta yetersiz kalır.

Her savaşın merkezinde bir insan, her yıkımın arkasında bir hayat, her gözyaşının ardında bir hikâye vardır. Peki, bütün bu acıların karşısında dinimizin bize öğrettiği yol nedir Öfke mi, intikam mı, yoksa adaletle birlikte merhamet ve barış mı İslam, insan hayatına büyük değer veren, adaleti emreden ve barışın yollarını aramayı öğütleyen bir dindir. Kuran’ı Kerim'de Yüce Rabbimiz şöyle buyurur, Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et. (Enfâl Suresi, 61. ayet) Bu ayet, barış imkânı ortaya çıktığında onun değerlendirilmesinin önemini açıkça ortaya koymaktadır.

Barış, yalnızca silahların susması değildir. Gerçek barış, insanların korkmadan yaşayabildiği, çocukların güven içinde büyüdüğü, hakların korunduğu ve adaletin tesis edildiği bir ortamdır. Çünkü adaletin bulunmadığı bir yerde huzur kalıcı olamaz. İnsanların haklarının çiğnendiği, masumların zarar gördüğü, güçlü olanın zayıfı ezdiği bir düzen gerçek barışın temeli olamaz. Barışın kalıcı olabilmesi için zulmün sona ermesi, hakların korunması ve insanların güven içinde yaşayabilmesi gerekir. İslam'ın merhamet anlayışı da yalnızca kendi yakınlarımızı veya bizimle aynı düşüncede olanları kapsamaz. Merhamet, insanın acısını anlayabilmek, mazlumun yanında durabilmek ve haksızlık karşısında vicdanını kaybetmemektir.

Bir insanın acısını paylaşmak için onun dilini, dinini veya milletini sorgulamak, insanlık sorumluluğuyla bağdaşmaz. Savaş meydanlarında alınan kararların bedelini çoğu zaman o kararları almayan insanlar öder. Evinden ayrılmak zorunda kalan aileler, anne babasını kaybeden çocuklar, hastanelerde tedavi bekleyen yaralılar ve sevdiklerinden haber alamayan insanlar Savaşın gerçek yüzü, en çok onların gözlerinde görülür.

Yüce Allah, Kuran’ı Kerim'de şöyle buyurur, Kim bir canı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Mâide Suresi, 32. ayet) Bu ayet, insan hayatının ne kadar kıymetli olduğunu güçlü bir şekilde hatırlatmaktadır. Masum bir insanın hayatı, hiçbir siyasi çıkarın, hiçbir güç mücadelesinin ve hiçbir dünyevi hesabın önemsiz bir parçası olarak görülemez.

Çocukların, sivillerin ve korunmaya muhtaç insanların hayatını korumak, insanlığın ortak sorumluluğudur. Savaşın acılarını azaltmak, yaralılara yardım etmek, yerinden edilmiş insanlara el uzatmak ve ihtiyaç sahiplerini yalnız bırakmamak yalnızca bir iyilik değil, aynı zamanda vicdani ve insani bir görevdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.