• BIST 2.443,77
  • Altın 975.604
  • Dolar 16.7259
  • Euro 17.4609
  • Ankara 27 °C
  • İstanbul 30 °C
  • İzmir 36 °C
  • Konya 27 °C

Türk Diline "Sessiz İstila"

İsmet TAŞ

Yüz yıllar evvel ünlü Çinli Filozof milletleri bekleyen tehlikeyi çok açık bir şekilde ortaya koymuş; "Bir Milleti Yok Edeceksen Önce Dilini Yok et"

Dünyanın en köklü ve en önemli dilleri arasında yer alan Türkçemiz, yabancı dillerin istilası altında olduğu gerçeğini bilmeyen yok. Ne hazindir ki bu bilinmesine rağmen kimse kılını dahi kıpırdatmaz, hiçbir tedbir alınmadan Türk Dili kendi haline terk ediliyor.

Bazen cahillikten, kimi zaman özentiden, genellikle umursamazlıktan, gaflet ve ihanetinde yer aldığı top yekün bir saldırı ile dilimizle birlikte milletimizi yok etmenin, köle haline getirmenin veya yabancı ülkelerin boyunduruğu altına sokarak sessiz bir şekilde istila edilmemize neden olduğumuzun ne kadar farkındayız?

Belki de farkındayız ama "Neme lazım" anlayışı dile, görmedim, bilmedim, duymadım mı oynuyoruz? 
Hatırlarsınız Kanuni Sultan Süleylan Han'ın olduğu devir Osmanlının en kudretli dönemidir. Buna rağmen O Muhteşem Süleyman, basireti, aklı, öngörü ve tedbiri asla elden bırakmaz, her daim devletin geleceğini, akıbetini düşünürdü. Sürekli kafasını meşgul eden konu, "Acaba, günün birinde Osmanoğulları de inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı" endişesi vardı. Dayanamaz, dönemin müderrisi, mutasavvıfı, şair ve alimi, süt kardeşi Yahya Efendi'ye bir mektup gönderir; "Ağabey, sen ilmiyle amel eden bilge birisin. Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker?

Osmanoğulları'nın akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale (yıkılma) uğrar mı?

Yahya Efendi'nin cevabı net ve kısadır. "Neme lazım be Sultanım" yazar ve gönderir. Büyük Sultan bundan bir şey anlamaz kalkar Yahya Efendi'ye gider ve bunun ne anlama geldiğini sorar. Yahya Efendi bin yıllar sonra bile kulaklara küpe olacak açıklamayı yapar; "Sultanım! Bir yerde zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olursa, koyunları kurtlar değil çobanlar yerse, bilenlerde bunu söylemeyip susarsa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa, bunu da taşlardan başka kimse işitmezse, herkes sadece "ben-ben" derse, bütün bunları görüp, işitenler, m"Neme lazım be..." derse, işte o zaman devletin sonu gelir."

Türkçemize, dilimize yapılan saldırıları görüyor, görmekle kalmayıp bu yangına su yerine benzin döküyorsak, (hangi niyet ve maksatla olursa olsun) 

ÜLKEMİZİ BİR KURŞUN DAHİ ATMADAN DÜŞMANA TESLİM ETMİŞ YOK OLUP GİTMİŞİZ DEMEKTİR...
Dilimiz Türkçedir ama Türkçe demeye bin şahit lazım, adımız Türktür ama Türk olduğumuzun hiçbir göstergesi yoktur, adımız Müslümandır ama yaşantımız bir Batılıdan farksızdır.

Siz dilinize sahip çıkmazsanız birileri size sahip çıkar ve kendi istediği şekli verir size. Sonra siz, siz olmaktan çıkar başka biri olursunuz ama bunun farkına iş işten geçtikten sonra varırsınız. Böyle olmasaydı 800 yıl evvel, "Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil konuşmayacak" diye ferman yayınlanır mıydı?

Bu arada tip not olarak bilinen bir yanlışı da düzeltmek isterim. Türkçeyi resmi dil yapan ilk devlet Osmanlılardır. Yani, "Osmanlı Türkçe bilmezdi, sarayda Türkçe değil Farsça konuşulurdu" yakıştırmaları asla doğru değildir. Osmanlı Devleti 14. asırdan itibaren bütün yazışmalarını Türkçe yapmıştır. Ayrıca askeri dil, yani orduda konuşulan lisan her zaman Türkçe olmuştur. 

Şimdi oturup düşünelim ve kendimizi hem sorgulayalım hem de soralım!

Z Kuşağı dediğimiz gençlerimizin kullandığı dile söyle bir kulak verelim bir şey anlayacak mısınız?

Mağazalara ve onların tabelalarına bakalım tercüme edebilecek misiniz?

Dizilerimize, filmlerimize bakalım bizden bir şeyler bulabilecek misiniz?

Ve en önemlisi konuşmalarımıza bakalım. Okumuşundan okumamışına varıncaya kadar. Ne kadar anlaşılmaz konuşursak o kadar bilimsel konuşuyor, aydın, bilgili bir kişi olmuyor muyuz!? Bu farklı konuşmalar neticesinde nesiller arası kültür yozlaşmaları, kültür kopuklukları ve yabancılaşma bütün hızıyla devam etmiyor mu?

Peki ne yapalım?

800 yıl evvel verilen talimata uyalım!
 "Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil konuşmayacak"

    İsmet Taş - İç Anadolu Birliği Genel Başkanı
    Dünya Muhabirler Birliği Türkiye Başkanı
    Külliye Tv/Program/yapımcı/sunucu

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73