Bedirhan Şahin

Bedirhan Şahin

Oruç İnsanı İnsana Yaklaştırır

Oruç İnsanı İnsana Yaklaştırır

“Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedî kurtuluş…”

Aziz okurlarım, yine o kutlu zaman dilimine eriştik. On bir ayın sultanı Ramazan, hanelerimize misafir oldu. Bu gece sahura kalkacağız. Niyet edeceğiz. Yarın ilk orucumuzu tutacağız.

Peki, hiç düşündük mü?

Ramazan sadece aç kalmak mıdır? Susuzluk mudur? Yoksa insanın kendisiyle yüzleştiği büyük bir muhasebe vakti midir?

Oruç, mideyi terbiye etmekten önce nefsi terbiye etmektir. Gün boyu aç kalan beden değil, aslında dizginlenmeye çalışılan iradedir. Susuz kalan boğaz değil, sabrı öğrenen ruhtur. İftar vaktini beklerken geçen her dakika insana şunu öğretir: Her nimetin bir kıymeti vardır.

Bir hurma ile açılan iftar…

Bir yudum su ile ferahlayan gönül…

Bir ezan sesiyle dolan gözler…

İşte Ramazan budur.

****

Eski Türk geleneğinde Ramazan, yalnız bireysel bir ibadet ayı değildi. Toplumsal bir dayanışma mevsimiydi. Obanın en geniş çadırında sofralar kurulur, yolcuya yer açılırdı. “Tanrı misafiri” denirdi ve kapılar kapanmazdı. Çünkü bilirdi ki insan, paylaştıkça çoğalır.

Velhasıl, oruç tek başına tutulmazdı. Birlikte yaşanırdı.

Peki bugün?

Komşumuzun kapısını ne kadar çalıyoruz? Soframızda bir kişilik fazlalık için ne kadar yer ayırıyoruz?

Ramazan bize sadece açlığı değil, paylaşmayı da emreder.

İnşallah bu Ramazan’da paylaşanlardan olur, Ramazan bereketini doyasıya yaşarsınız.

****

Osmanlı’da Ramazan bir başka yaşanırdı. İstanbul geceleri ışıkla değil, mana ile aydınlanırdı. Minareler arasına gerilen mahyalarda “Hoş geldin ya şehr-i Ramazan” yazardı. Bu sadece bir süs değil, bir bilinçti.

İftar topunun sesiyle birlikte sofralarda bekleyiş sona ererdi. O an, sadece bir yemeğe başlama anı değildi; sabrın ödüllendirildiği andı.

Direklerarası’nda meddahlar hikâyeler anlatır, Karagöz ile Hacivat gölge perdesinde topluma ayna tutardı. Ramazan hem düşündürür hem tebessüm ettirirdi. Hem ibadetti hem irfan.

Bir de “diş kirası” geleneği vardı. Misafire hediye verilirdi. Neden? Çünkü “Soframıza teşrif ettin” denirdi. Yani misafir ağırlamak bir külfet değil, bir şerefti.

****

Sahur vakti ise apayrı bir sükûnet taşırdı. Davulcunun manileri karanlığı deler geçerdi. Her kapının önünde bir ışık, her evde bir niyet…

Sahur yalnızca yeme içme değildir aziz dostlar. Sahur, niyet tazelemektir. Gece ile gündüz arasında kurulan ince bir köprüdür. O köprüden geçerken insan, kendine söz verir.

Bu Ramazan daha sabırlı olacağım.

Bu Ramazan daha merhametli olacağım.

Bu Ramazan kalbimi temizleyeceğim.

Fakat asıl mesele şudur:

Ramazan bizi değiştiriyor mu, yoksa biz Ramazan’ı takvim yapraklarında mı bırakıyoruz?

Çünkü oruç bitince öfkemiz geri dönüyorsa…

Ramazan geçince merhametimiz azalıyorsa…

Paylaşma duygumuz bir aya sıkışıyorsa…

Orada durup yeniden düşünmemiz gerekir.

Bir beyitte denildiği gibi:

“Ramazan geldi mi gönüller nurlanır,

Nefis susar da hakikat konuşur.”

Velhasıl kelam, Ramazan bir fırsattır. Kendimizi yeniden inşa etme fırsatı. Eski Türk çadırından Osmanlı mahyasına uzanan o büyük miras bize şunu fısıldar: Oruç insanı insana yaklaştırır.

Bu mübarek ayın hanelerimize rahmet, gönüllerimize mağfiret, ahiretimize kurtuluş olmasını temenni ediyorum.

Rabbim tuttuğumuz oruçları kabul eylesin.

Bu duygu ve düşüncelerle ben de tüm okurların Ramazan’ını en içten dileklerimler kutluyorum. İnşallah hakkıyla yerine getirenlerden olursunuz…

Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.