Gündem Değişiyor, Yaralar Aynı
Bu ülkede gündem çok hızlı değişiyor. Sabah konuştuğumuz konuyu akşam hatırlamıyoruz. Bir olayın acısı soğumadan yenisi geliyor, bir yara kabuk bağlamadan başka bir yerden kanamaya başlıyoruz. Başlıklar değişiyor, etiketler yenileniyor, tartışmalar yön değiştiriyor ama yaralar hep aynı yerde kalıyor. Derinleşiyor, kronikleşiyor, görmezden gelindikçe büyüyor.
Bugün bir felaket konuşuluyor, yarın bir skandal. Bir gün ekonomi, ertesi gün siyaset, sonra başka bir acı. Herkes konuşuyor ama kimse durup düşünmüyor. Çünkü durmak zor. Durmak yüzleşmeyi gerektiriyor. Oysa biz yüzleşmek yerine geçiştirmeyi seçiyoruz. Gündem değiştikçe rahatlıyoruz; sanki konuşulmazsa sorun da ortadan kalkacakmış gibi.
Oysa bu toprakların yaraları gündemle kapanmıyor. Kadınlar hâlâ korunamıyor, çocuklar hâlâ ihmal ediliyor, gençler hâlâ umutsuz. Hayat pahalı, gelecek belirsiz, adalet yorgun. Bunların hiçbiri yeni değil. Sadece üstü örtülüyor, başka başlıklarla bastırılıyor. Bir süre sonra da normalleşiyor. En tehlikeli kelime tam da bu: normal. Alışıyoruz. Acıya, haksızlığa, eşitsizliğe. Alıştıkça sesimiz kısılıyor. İlk başta itiraz ettiğimiz şeylere zamanla omuz silkiyoruz. “Zaten hep böyle” diyoruz. Oysa hiçbir yara, üzerine konuşulmadığında iyileşmez. Tam tersine, içten içe çürür. Toplum da böyledir.
Konuşulmayan, çözülmeyen her sorun bir sonraki krizin temelini oluşturur. Gündem değiştirmenin en büyük zararı, sorumluluğu dağıtmasıdır. Bugün herkes bir şeye kızgın ama kimse kalıcı bir şey yapmıyor. Tepkiler anlık, öfkeler kısa ömürlü. Birkaç gün sonra her şey unutuluyor. Unutulan her acı, bir sonraki acının habercisi oluyor. Çünkü unutan toplum, tekrar eder. Medya hızla tüketiyor, biz de hızla tüketiliyoruz. Acılar bile seri üretim gibi. Bir olayın yasını tutamadan diğerine geçiyoruz. Yas tutulmayan acı ise içimizde kalıyor. İçimizde kalan her şey zamanla sertliğe dönüşüyor. Merhamet azalıyor, empati köreliyor. Sonra “neden bu kadar sert bir toplum olduk” diye soruyoruz.
Asıl sorun gündemin değişmesi değil. Asıl sorun, değişmeyen yaralara rağmen hiçbir şeyin değişmemesi. Aynı ihmaller, aynı ihmalkârlıklar, aynı cümleler. “Araştırılacak”, “gereği yapılacak”, “takipçisi olacağız.” Cümleler tanıdık, sonuçlar eksik. Bu döngü kırılmadıkça gündem değişse de hikâye aynı kalıyor. Bir toplumun iyileşmesi için önce durması gerekir. Hızını kesmesi, bakması, anlaması. Sürekli konuşmak değil, doğru yerde susup doğru yerde harekete geçmek gerekir. Her konuyu tartışıp hiçbirini çözmemek, en büyük kayıptır.
Çünkü çözülmeyen her yara, nesilden nesile aktarılır. Bugün belki başka bir konuyu konuşuyoruz. Yarın başka bir başlık olacak. Ama eğer bu yaraları gerçekten sarmaya niyetimiz yoksa, gündem ne kadar değişirse değişsin sonuç değişmeyecek. Çünkü sorun başlıklarda değil, bakışta. Önceliklerde. Vicdanda.
Gündem değişiyor, evet. Ama yaralar aynı. Ve biz bu yaralarla yaşamayı öğrenmek yerine, onları iyileştirmeyi seçmediğimiz sürece bu döngü devam edecek. Ta ki bir gün, konuşacak gündem kalmayana kadar.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.