Hayata Anlam Veren İlahi Rehber
İslam, yalnızca belli zamanlarda yaşanan bir ibadetler bütünü değil; hayatın tamamını kuşatan ilahi bir nizamdır. İnsanın Rabbiyle, kendisiyle, diğer insanlarla ve tüm varlıkla olan ilişkisini düzenleyen kapsamlı bir hayat anlayışı sunar.
Bu yönüyle İslam, insanı hem dünyada dengede tutan hem de ahirete hazırlayan bir rehberdir. Kuran-ı Kerim, insanın başıboş yaratılmadığını açıkça bildirir. İslam, insanın varoluş amacını kulluk olarak tanımlar. Ancak bu kulluk, sadece namazdan, oruçtan ibaret değildir. Çalışmak, adaletli olmak, emanete sahip çıkmak, merhametli davranmak ve güzel ahlak üzere yaşamak da kulluğun bir parçasıdır.
İslam, ibadet ile hayatı birbirinden ayırmaz, aksine hayatın her alanını ibadet bilinciyle anlamlandırır. İslam’ın merkezinde tevhit vardır. Tevhid, yalnızca Allah’ın birliğine inanmak değil, hayatı O’nun rızasına göre düzenleme bilincidir. Mümin, karar alırken, konuşurken, ticaret yaparken, aile hayatını sürdürürken bu bilinçle hareket eder. Çünkü Allah’ın her an kendisini gördüğünü bilen insan, sorumluluk duygusunu asla kaybetmez. İslam ahlak dini olarak da öne çıkar. Doğruluk, adalet, sabır, merhamet, kul hakkına riayet ve emanete sadakat, İslam ahlakının temel taşlarıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim buyurarak, ahlakın dinin merkezinde yer aldığını vurgulamıştır. İbadetlerin amacı da insanı ahlaken olgunlaştırmaktır. Namaz kötülükten alıkoymuyor, oruç sabrı artırmıyor, zekât cimriliği azaltmıyorsa; burada şekil var ama ruh eksik demektir. İslam, insanın sadece ruhunu değil, aklını da muhatap alır. Düşünmeyi, tefekkür etmeyi, ilim öğrenmeyi teşvik eder.
Kuran’da defalarca akletmez misiniz diye sorulması, İslam’ın körü körüne bir inanç değil, bilinçli bir iman istediğinin göstergesidir. Bu nedenle ilim, İslam medeniyetinde ibadete yakın bir değer taşımıştır. Toplumsal hayatta ise İslam, adalet ve dengeyi esas alır. Güçlünün zayıfı ezmediği, hakkın kimde olursa olsun teslim edildiği bir düzen hedefler. Irk, makam, servet üstünlüğü değil; takva üstünlüğü vardır. Bu anlayış, insan onurunu koruyan evrensel bir bakış açısı sunar. İslam, bireyi yok sayan bir toplum anlayışını da, toplumu hiçe sayan bir bireyciliği de reddeder.
Günümüz dünyasında İslam çoğu zaman yanlış örnekler üzerinden değerlendirilmekte, özü yerine görüntüsü konuşulmaktadır. Oysa İslam, şiddetin değil, adaletin, zulmün değil; merhametin, kargaşanın değil; huzurun dinidir. Müslümanların görevi, İslam’ı sözle değil, hâl ile temsil etmektir. Güzel ahlak, en güçlü tebliğdir.
İnsanı insan yapan değerleri koruyan ilahi bir emanettir. Hayata anlam, kalbe huzur, topluma denge kazandırır. İslam’ı doğru anlayan ve yaşayan bir insan, hem kendisiyle barışık olur hem de çevresine güven verir. Çünkü İslam, insanı karanlıktan aydınlığa çıkaran bir rahmet yoludur.
