Şule Nallı

Şule Nallı

Unutulan Tarih Tekrar Yazılır

Unutulan Tarih Tekrar Yazılır

Tarih, sadece geçmişte olup bitenlerin kaydı değildir. Aynı zamanda insanın kendine bıraktığı bir nottur. “Bunu yaşadın, buradan ders al” diye yazılmış uzun bir mektup gibidir. Ama biz o mektubu çoğu zaman açıp okumayız. Açtığımızda da işimize gelen satırların altını çizer, geri kalanını görmezden geliriz. Sonra aynı acılar, aynı hatalar, aynı yıkımlar başka isimlerle tekrar karşımıza çıkar.

Unutulan tarih, aslında bilinmeyen tarih değildir. Bilinir ama hatırlanmak istenmez. Çünkü hatırlamak yüzleşmeyi gerektirir. Yüzleşmek ise cesaret ister. Hatalarla, ihmallerle, yanlış tercihlerle… O yüzden geçmişi ya yüceltiriz ya da tamamen karalarız. İkisi de gerçeği görmekten kaçmanın farklı yollarıdır. Tarih bize defalarca şunu gösterdi: Devletler bir günde yıkılmaz, toplumlar bir gecede çökmez. Çöküş, küçük ihmallerle başlar.

Adaletin zayıflamasıyla, liyakatin geri plana atılmasıyla, yönetenle yönetilen arasındaki bağın kopmasıyla… Ama bunlar yaşanırken kimse “tarih yazıyoruz” demez. Herkes günlük telaşın içindedir. Ta ki sonuçlarla yüzleşene kadar. Bugün yaşadığımız birçok sorunun geçmişte bir karşılığı var. Ekonomik krizler, toplumsal kutuplaşmalar, adalet arayışları, ahlaki çöküş tartışmaları… Hepsi daha önce yaşandı. Ama biz her seferinde “bu kez farklı” dedik. İşte tarih burada tekrar yazılmaya başladı. En büyük yanılgımız, tarihin sadece büyük liderlerin ve büyük savaşların hikâyesi olduğunu sanmamız. Oysa tarih, sıradan insanların sessizliğinde de yazılır.

Haksızlık karşısında susulduğunda, yanlış normalleştirildiğinde, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” denildiğinde… Bunlar kitaplara girmese de tarihin satır aralarında yerini alır. Unutulan tarih, en çok ahlakı vurur. Çünkü ahlak, hafızayla ayakta durur. Dün yapılan bir yanlışın bugün de yanlış olduğunu hatırlamazsanız, onu savunmaya başlarsınız. Dün eleştirdiğin şeyi bugün alkışlarsınız. İşte o noktada tarih tekerrür etmez; biz onu bilerek yeniden yazarız. Bir toplumun hafızası zayıfladığında, en büyük bedeli gelecek nesiller öder. Çünkü onlar, çözülmemiş sorunların içine doğar.

Bitmemiş hesapların, konuşulmamış acıların, örtülmüş gerçeklerin yükünü taşır. “Neden böyle oldu?” diye sorduklarında ise net bir cevap bulamazlar. Çünkü cevaplar zamanında verilmemiştir. Tarihi sevmek, onu kutsallaştırmak değildir. Tarihi anlamak, onu bugünün aynası olarak görebilmektir. Nerede hata yaptık, nerede sustuk, nerede yanlışta ısrar ettik… Bunları konuşmadan ilerlemek mümkün değildir. Aksi hâlde geçmiş, sadece isim ve tarih ezberinden ibaret kalır. Unutulan tarih tekrar yazılır; ama bu yazım çoğu zaman acıyla olur. Aynı yanlışlar, farklı yüzlerle sahneye çıkar. Aynı pişmanlıklar, yeni cümlelerle dile getirilir. Ve biz her defasında “keşke” demek zorunda kalırız.

Oysa tarih, bize tekrar etmek için değil, vazgeçmek için anlatılır. Hatırlamak bu yüzden önemlidir. Çünkü hatırlayan toplumlar aynı hatayı daha zor yapar. Unutanlar ise aynı yolda, aynı sona doğru yürümeye devam eder.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR