Küçülen Merhamet
Bir toplumun gerçek gücü ekonomisiyle, binalarıyla, kalabalıklarıyla ölçülmez. Asıl güç, zayıf olana nasıl davrandığında saklıdır. İşte tam da bu noktada durup sormamız gerekiyor: Merhametimiz ne oldu? Ne zaman bu kadar küçüldü?
Merhamet bir duygu olmanın ötesinde bir duruştur. Karşındakini anlamaya çalışmaktır. Hızla hüküm vermemektir. Güçlü olsan bile incitmemeyi seçmektir. Bugün ise en çok kaybettiğimiz şey bu inceliktir. Herkes haklı, herkes yorgun, herkes öfkeli. Ama kimse kimseyi gerçekten anlamaya çalışmıyor. Gündemler hızla değişiyor, acılar üst üste geliyor. Her gün yeni bir olay, yeni bir tartışma. Bu hızın içinde insanın kalbi yoruluyor. Belki de merhametin küçülmesinin bir nedeni bu yorgunluk. Sürekli maruz kalmak, sürekli üzülmek, sürekli tepki vermek… Bir noktadan sonra insan kendini korumak için mesafe koyuyor. Ama bu mesafe zamanla duyarsızlığa dönüşüyor. Eskiden bir mahallede birinin başına kötü bir şey geldiğinde herkes haberdar olurdu.
Kapılar çalınır, sofralar paylaşılır, acı bölüşülürdü. Şimdi aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirinin adını bilmiyor. Birinin derdi, diğerine ulaşmadan sönüp gidiyor. Çünkü merhamet, yakınlık ister. Biz uzaklaştıkça o da küçülüyor. Merhametin küçüldüğü yerde dil sertleşir. İnsanlar birbirine tahammül edemez hâle gelir. Sosyal medyada yazılan bir cümle bile linç sebebi olur. Bir hata, telafi edilmesi gereken bir durum olmaktan çıkar; yok edilmesi gereken bir kusura dönüşür.
Affetmek zayıflık sayılır, anlamak safdillik. Oysa merhamet olmadan adalet de eksik kalır. Bir başka tehlike de şudur: Acıları kıyaslamak. “Onunki daha büyük”, “benim derdim daha ağır” diyerek başkasının yaşadığını küçümsemek. Oysa her insanın taşıdığı yük kendine göredir. Merhamet tam da burada devreye girer. Kimin daha çok acı çektiğini tartmak değil, herkesin acısını ciddiye almaktır. Merhamet küçüldükçe toplumda güven azalır. İnsanlar kendini anlatmaktan vazgeçer. Yardım istemek zorlaşır. Zayıf görünmemek için herkes güçlü rolü yapar. Ama güçlü görünmeye çalıştıkça içten içe daha da yalnızlaşırız. Çünkü merhamet, insanı insan yapan en temel bağdır. Bugün çocuklara nasıl bir dünya bırakıyoruz? Daha sert, daha sabırsız, daha yargılayıcı bir dünya mı? Eğer merhamet küçülmeye devam ederse, büyüyen nesiller empatiyi kitaplarda okuyan ama hayatta az gören bir kuşak olacak. Bu da geleceğin daha kırılgan, daha öfkeli olmasına yol açacak. Belki de merhameti yeniden büyütmek için büyük adımlar atmaya gerek yok.
Küçük ama bilinçli tercihler yeterli. Birini dinlemek, acele hüküm vermemek, sertleşen bir tartışmada tonu düşürmek, “ben olsaydım ne hissederdim” diye sormak… Bunlar basit görünebilir ama toplumsal iyileşme küçük yerlerden başlar. Merhamet küçüldüğünde sadece başkaları zarar görmez. Biz de eksiliriz. İçimiz daralır, kalbimiz sertleşir, yüzümüz asıklaşır. Çünkü merhamet başkasını iyileştirirken aslında bizi de iyileştirir. Onu kaybettiğimizde en çok kendi insanlığımızdan kaybederiz. Belki bugün yapmamız gereken tek şey şudur: Bir adım yavaşlamak. Hemen yargılamadan önce bir an durmak. “Hak etti” demeden önce düşünmek. Çünkü merhamet geri dönmeye hazırdır. Yeter ki biz ona yeniden yer açalım.
Küçülen merhamet yeniden büyüyebilir. Ama bunun için önce küçüldüğünü kabul etmek gerekir. Ve belki de en zor adım budur.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.